OSMANLI'DA HAMAMLAR

600 yil gibi uzun bir zaman hüküm süren Osmanli Imparatorlugu geride pek çok yapi, eser ve tartisma konusu birakarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin 20. Yüzyil baslarinda kurulmasi ile tarihe karisti.

Ancak bugün de, tipki gücünün ve görkeminin doruklarinda oldugu dönemlerdeki gibi, siyasi sisteminden sosyal hayatina kadar pek çok konuda ilgimizi çekmeye devam ediyor.

Ülkemizi ziyaret eden veya Türklerle ilgili az çok bilgi sahibi olan yabancilara "Türkiye" veya "Osmanli" deyince akillarina ilk olarak neyin geldigi sorulsa, verilecek cevaplarin büyük çogunlugunun "Türk Hamami" olmasi gayet muhtemeldir. Bugün artik sayilari parmakla sayilacak kadar azalmis hamamlar ve genelde turistleri eglendirmek amaciyla tur programlarina ilave edilen hamam ziyaretleri, yüzyillarca Osmanli ve dolayisiyla Türk Kültürünün en önemli ve renkli ögelerinden biri olarak var olmustur.

Türk Hamaminin tarihine bakildiginda,

• Fatih Sultan Mehmet 19 adet "çarsi hamami" yaptirmis.

• Evliya Çelebi 17. yy'da Istanbul'da 168 adet çarsi hamami oldugunu kaydediyor.

• Istanbul'da degisik tarihlerde 237 adet hamamin oldugunu belirtiliyor.

• 16. yy'da yasamis Sadrazamlardan Rüstem Pasa 32 adet hamam yaptirmis.

• Mimar Sinan 20 adet civarinda çarsi ve konak hamami yapmis. Istanbul'da Sinan'in yaptigi 6 hamamda bugün hala yikanma sansimiz var. Fatih Çinili Hamam ve Çemberlitas Hamami bunlarin arasinda yer aliyor

öncelikle belirtilmesi gereken sey, Türkiye'deki pek çok sey gibi, hamamlarin da saf "Türk" olmayip, sadece erken dönem Yunan ve Roma örneklerinden kopyalanmis ya da yeniden insa edilmis eski Bizans hamamlari olduklaridir. Ancak denebilir ki, hamamlarin sadece temizlik amacinin disinda, sosyal hayatin "olmazsa olmaz" bir parçasi haline gelmesi Osmanlilar sayesindedir. Sosyal hayatta, görünürde Islami kurallarin hüküm sürdügü, son derece kapali bir toplumun, zevk ve eglencenin zaman içinde her çesidini yasadigi, günümüzdeki kafeterya ve barlarin belki de evrim öncesi halidir hamamlar.

Hamam konusu gerçekten ilginç bir konudur; çünkü Türk Hamaminin tarihi, Dogu ve Bati karisiminin tarihçesidir. Milyonlarca insanin günlük yasaminin bir parçasini olusturan bu kurumda sadece sanat ve mimarinin, siradan insanlarin davranislari, gelenekleri, zevkleri ve nefretlerinin gelisimini degil, uluslarin da yükselis ve yikilislari, imparatorluklarin dogusu ve çürüyüsünü de görmek mümkündür.

Osmanlilar, Istanbul'u maddi anlamda fethetmisler, ama Roma'dan devraldigi zengin mirasin etkilerini yansitan Bizans da, diger pek çok seyi gibi, hamamlariyla Osmanlilari fethetmistir. Istanbul Fatihi 2. Mehmet de sehirdeki bu güzelliklerden o denli derin etkilenmistir ki, fetih sonrasi, Islam hukukuna göre kendisi teslim olmayan ve sonunda ele geçirilen sehirler için öngörülen "yagma" cezasini istemeyerek ve artik günlerce savasmaktan sinirleri bozulmus askerlerinin tehditleri neticesinde vermek zorunda kalmistir. Yine de sehrin bir kismini kendisi için ayirarak, bu yagmadan kurtarmayi basarabilmistir. Daha sonra, eski temellerin bazilari yeniden kullanilmis ve yikintilardan çikarilan malzemelerin birçogu yeni yapilarda kullanilmistir. Ancak Bizans'tan geriye kalanlar arasinda en fazla benimsenen yapinin hamamlar oldugu kesindir.

Imparatorlugun en görkemli döneminde, sehrin her mahallesinde sicak ve soguk banyolari, çesmeleri, kubbeli mermer odalariyla, haftanin belirli günlerinde de sadece kadinlara açik olan bir hamam mutlaka bulunurdu. Mübalagayi seven Evliya Çelebi'nin aktardigina göre, 17. Yüzyilda Istanbul'da 4 bin 536 özel hamam ve 300 adet halka açik hamam bulunuyordu. Hamam'in Osmanli kültüründeki yeri ve önemi göz önüne alindiginda, belki özellikle bu konuda Evliya Çelebi'nin verdigi rakamlara inanmak yerinde olacaktir. Ancak özel banyo kültürünün gelismesiyle, halka açik hamamlarin sayisi sonralari giderek azalmis olup, 19. Yüzyilin sonlarina gelindiginde sadece 130 kadari kalmistir.

Hamamlarin Osmanli Kültüründe bu denli önemli bir yer tutmasinin en temel nedeni din'di. Kur'an'a göre temizlik dindarligin önemli degil, "asli" bir parçasiydi. Bu mermer tapinaklar banyo, masaj ve sohbetten olusan bir toplumsal yasamin ortaya çikmasini sagliyordu. Arkadaslik ve kismet bulma arzusu da hamama gidilmesinde saglik ve din kadar önemli yer tutardi. Zira özellikle kapali kapilar ardinda yasamini sürdürmek zorunda olan Osmanli kadininin sosyallesebildigi tek yer burasiydi. Varlikli kadinlar bile evlerinde özel hamamlari bulunmasina ragmen, haftada en az bir kez mahalle hamamina giderlerdi.

Hamama, havlu, firça, kina, sürme, bir kalip Girit sabunu ve sedef kakmali nalinlariyla beraber ve hizmetkârlar esliginde gidilirdi. Bu törensel hazirlik, hamamda bir kaç saatin degil, neredeyse bir günün geçirilmesinden kaynaklaniyordu.

Hamam ziyaretleri zamanla temizlik amacinin yaninda, yiyecek malzemelerinin ve evcil hayvanlarin da getirildigi, dostlarin, müzisyenlerin, dansözlerin davet edildigi âlemler halini aldi. Kadinlar banyo ve masajin ardindan, üzerlerinde keten çamasirlarindan baska bir sey olmaksizin, kaslarini alir, saçlarina -bazen el ve ayaklarina- kina yakarlar ve agda yaparlardi.

Kaynaklardan, Avrupalilarin Osmanlilar ve Hamamla ilgili en çok ilgilerini çeken konulardan birinin "tüylerin alinmasi" oldugu anlasiliyor. Öyle ki o dönemlerde batili yazarlarin Osmanlilarla ilgili kaleme aldiklari eserlerin çogunda bu konudan "detayli" olarak bahsedilmistir.

Hamamin ayni zamanda bir kismet bulma mekâni oldugunu belirtmistik. Anneler hamamda gevsedikten sonra, ogullari için es-dost arasinda münasip bir kiz olup olmadigini sormaya ya da etrafta çiplak olarak yikanan, aslinda bunu biraz da kendi kismetlerini yaratmak için yapan, genç kizlari süzmeye baslarlardi. Evlilik merasiminden önce gidilen "dügün hamamlari" nda yasanilanlar ise gerçekten de günümüzün çilgin bekârliga veda partileri ile yarisabilirdi.

Yabanci bir yazarin hamamda geçirdigi saatlerin sonunda yaptigi yorum, bu yazi için en güzel sonu olusturuyor: "…ve simdi sirada hamam sefasinin ödül kismi var. Vücudun tatmin hissi, temizlik ve ölümlünün vücudundan fiskiran tazelik duygusu ruhumu sonsuzluga yükseltiyor. Sofamda bir kral gibi uzaniyorum ve gerçek sark usulü ile ellerimi çirpip, sigara ve kahve istiyorum. Acilar ve denemeler unutulmus, sigara dumanim yukariya dogru kivrilirken, bu modern kurbanin dumanlarinin, görkemli evinin eteklerinde yattigim Olimposlu Zeus'a ulasacagini tahmin ediyorum."

Kaynaklar:

Konstantinopolis - Philip Mansel
Harem - N.M. Penzer
BASAK POSTACI - www.hurriyetim.com.tr